Macbook denildiğinde akla ilk gelen şey tasarım oluyor. Gerçekten de dünyadaki en şık, en ince ve en taşınabilir bilgisayarlardan biri. Elinize aldığınızda “yok gibi” hafifliği ve kalitesi fark ediliyor. Üstelik pil ömrü de efsane: üst modelleri 24 saate yaklaşan kullanım sunabiliyor. Bu, özellikle iş insanları, öğrenciler ve sürekli hareket halinde olanlar için büyük bir avantaj. Trackpad, klavye ve kısayol seçenekleriyle öyle bir kullanım deneyimi sağlıyor ki, çoğu zaman mouse’a gerek bile kalmıyor. Hızlı açılması, akıcı çalışması ve yazı/tasarım odaklı işlerde sunduğu performansla adeta “makale yazma ve gündelik iş bilgisayarı” tanımını tam karşılıyor.
Ama işin öteki yüzüne gelince tablo değişiyor. Öncelikle Macbook bir oyun bilgisayarı değil. Çoğu oyunu desteklemiyor, oyunların %90’ı zaten Windows için geliştirilmiş. Diyelim ki bir oyunu kurmayı başardınız, bu kez de bilgisayar hemen ısınıyor ve keyfi yarıda kalıyor. Yani oyun odaklı biri için Macbook kesinlikle yanlış tercih. Ayrıca Apple ekosistemi ciddi bir kısıtlama getiriyor. Çoğu uygulama yalnızca kendi mağazalarından indirilebiliyor, Windows’taki . Exe dosyalarının neredeyse hiçbiri çalışmıyor. Bir bakıma “kendi uygulamalarına hapsolmuş” bir sistem.
Fiyat konusu da en çok eleştirilen yönlerinden biri. 100 bin TL’ye bir Macbook almak mümkün, ama aynı fiyata çok daha güçlü bir Windows bilgisayara sahip olunabiliyor. Hatta 20 bin TL’lik bir Windows bile çoğu kullanıcıya Macbook’un sunduğundan daha fazlasını verebiliyor. Apple, ürünlerinde marka bilinirliğini fiyatına ciddi şekilde yansıtıyor; yani paranızın büyük bir kısmı kaliteye değil, markaya gidiyor. Üstelik parça değişimleri ya da onarımlar fahiş fiyatlara yapılıyor. Windows cihazlarda genellikle uygun ve kolay olan şey, Macbook’ta neredeyse yeni bir bilgisayar parası demek.
Bağlantı noktaları da sorunlu. Macbook’larda genellikle yalnızca 2 adet USB-C (Type-C) girişi oluyor, standart USB yok. Flash bellek takmak için bile dönüştürücü almanız gerekiyor. Bu da hem masraf hem de kullanım açısından sıkıntı. İCloud saklama alanı ise çok kısıtlı; birkaç dosya yükledikten sonra hemen doluyor ve aylık ücret ödemek zorunda kalıyorsunuz. Güvenlik için her işlemde şifre sorması da bazı kullanıcılar için pratiklikten çok sinir bozucu bir engel haline gelebiliyor.
Sonuç alışılamaz ve alınmaz. Yılın sözü şudur: Samsung teknoloji Apple psikoloji
Yorumlar