Dr. Saliha Çalışır Mağdur Eden Uygulamalarla Karşılaştım
Konya Zühal Sokak’ta faaliyet gösteren Saliha Çalışır Kliniği’nde yaklaşık 3 yıl boyunca danışan olarak bulunduğum süreçte, hem veri güvenliği hem de mesleki etik açısından beni çok ağır şekilde mağdur eden uygulamalarla karşılaştım.
Seanslar sırasında paylaştığım, inanç dünyam, hayat felsefem ve kişisel hassasiyetlerim gibi özel nitelikli kişisel verilerimin, bilgim ve rızam dışında üçüncü kişilerle ve aile bireylerimle paylaşıldığını öğrendim. Bu durum danışan–klinik arasındaki güveni tamamen ortadan kaldırmış ve kendimi ciddi anlamda ihlal edilmiş hissetmeme neden olmuştur.
Ayrıca klinikte yürütülen 3 yıllık tedavi sürecime ilişkin seans notları ve tarafım hakkında tutulan tüm tıbbi kayıtları uzun süredir ısrarla talep etmeme rağmen tarafıma teslim edilmemiş, bu verilere erişimim aylarca geciktirilerek fiilen engellenmiştir. Buna karşılık, iradem ve beyanlarımla bağdaşmayan içerikte, gerçeğe aykırı nitelikte raporlar düzenlendiğini ve bu raporların da aleyhimde kullanıldığını tespit etmiş bulunmaktayım. Sahte ve gerçeği yansıtmayan raporlar tanzim edilirken, bizzat hakkımdaki seans notlarıma ve gerçek tıbbi kayıtlarıma erişimimin engellenmesi, mağduriyetimi daha da ağırlaştırmıştır.
Tıbbi verilerimi talep ettiğim tarihin hemen ertesi günü, klinik yetkilileri ile irtibatlı kişiler tarafından 6284 sayılı kanun kapsamında mesnetsiz bir koruyucu tedbir kararı aldırıldığını, bu kararın ise aile bireylerime tarafım aleyhine bir mahkûmiyet ve suç isnadı varmış gibi yansıtıldığını gördüm. Bu durumun, klinik süreçlerindeki kusurları ve ihlalleri perdelemek amacıyla algı yönetimi niteliğinde kullanıldığını düşünüyorum.
Bunun yanı sıra klinik yetkililerinin, ikamet ettiğim şehirdeki bazı esnaflara adımı sorarak gıyabımda bilgi toplamaya çalıştığına, bu şekilde şahsımla ilgili çevresel bir olumsuz kanaat oluşturma çabası içinde olduklarına dair somut emarelerle karşılaştım. Bu tarz hareketler, mesleki sınırların ve etik ilkelerin ciddi biçimde aşıldığını göstermektedir.
Klinikte, inanç temelli ayrımcılık içeren söylemlerle, danışanın umudunu kıran ve tedaviyi zedeleyen yaklaşımlarla karşılaştım. Bu tutumlar neticesinde, hayati öneme sahip tedavi sürecim kesintiye uğramış, tedavi hakkımdan etkin şekilde yararlanmam engellenmiştir. Sürece ilişkin olarak tarafımca elde edilen tüm dijital adli bilişim kayıtları, e-posta sunucu logları ve yazılı ikrar içerikli belgeler ilgili resmi kurum ve mercilere sunulmuş, idari ve adli başvurular yapılmıştır.
Klinik tarafının, savunma mahiyetinde zaman zaman şahsımı “sanrısı var” şeklinde nitelendirme çabalarına karşın, rahatsızlığımın psikotik değil nevrotik spektrumda olduğu, gerçekliği değerlendirme yetimin tam bulunduğu ve bu durumun tıbbi belgelerle sabit olduğu hususu da ayrıca vurgulanmalıdır. Bu çerçevede anlatılanların, kişisel algı bozukluğuna değil somut olay ve delillere dayandığını özellikle belirtmek isterim.
Bu kliniği tercih etmeyi düşünen kişilerin benzer mağduriyetler yaşamaması için kamuoyunun bilgilendirilmesini önemsiyor, aynı zamanda kendi hak arama sürecimi de kararlılıkla sürdürüyorum. Bu şikayet kapsamında temel talebim, üç yıllık tedavi sürecime ait tüm seans notlarımın ve hakkımda tutulan gerçek tıbbi kayıtların, bugüne kadar keyfi biçimde geciktirilmesine son verilerek eksiksiz şekilde tarafıma teslim edilmesidir. Ayrıca kliniğin, gerçeği yansıtmayan raporlar da dahil olmak üzere tüm süreçleriyle ilgili olarak veri güvenliği, hasta mahremiyeti ve mesleki etik konularında iç inceleme yapmasını, gerekli düzeltici adımları atarak kamuoyuna açıklama yapmasını ve benzer ihlallerin tekrar etmemesi için somut tedbirler almasını bekliyorum.
Gelişme şerhi (27.05.2026) : bu mecrada ilan edilen somut mağduriyet, ilgili klinik bünyesinde yaşanan ve mesleki etik sınırları tamamen aşan süreçlerin yalnızca kamuoyuyla paylaşılabilir nitelikteki kurumsal bir özetidir. Platformun topluluk kuralları ve yayın politikaları gereği, burda detaylandırılması hukuken ve tıbben mümkün olmayan; hasta mahremiyeti ve veri güvenliğinin ihlaline ilişkin çok daha ağır ve kritik vakalar mevcuttur. Aksaray barosu’na kayıtlı bir hukukçu olarak (sicil no: 706) belirtmek isterim ki; bahse konu sürece dair e-posta sunucu logları, hash mühürlü adli bilişim (forensic) kayıtları ve yazılı ikrar içerikli tüm siber deliller adli mercilere ve Sağlık Bakanlığı teftiş kurulu’na eksiksiz sunulmuş olup, idari/adli süreçler titizlikle takip edilmektedir. Bu klinik bünyesinde benzer hak kayıpları, veri ihlalleri veya etik dışı yaklaşımlar neticesinde mağduriyet yaşamış ve hukuki zeminde yalnız olmadığını bilmek isteyen her danışan veya yakını, doğrudan şahsımla irtibata geçerek sürecin somut ve belgeli tüm adli gerçeklerine eksiksiz olarak erişebilir. Kamu sağlığı ve danışan güvenliği adına, bu kliniği tercih etmeyi düşünen tüm ilgililerin mevcut tescilli kronolojiyi ve yürütülen yasal süreçleri göz önünde bulundurarak karar vermeleri önemle ihtar olunur. Kamunun doğru bilgilendirilmesi adına, süreçteki tüm resmi ve kurumsal gelişmeler bu mecra üzerinden kronolojik bir nizamla paylaşılmaya devam edecektir. Tüketici, danışan ve insan haklarının korunması adına haklı duruşumuzdan milim geri adım atılmayacaktır.
Gelişme şerhi (31.05.2026) part 1: Şahsıma karşı sistematik olarak kasten yapılan usulsüzlüklerin platformun topluluk kuralları ve kamuoyuyla paylaşılabilir nitelikteki detayları zaman zaman burada anlatılacaktır. Kamuoyunu uyarmak ve doğru bilgilendirmek vatani, hepsinden ziyade “insanlık” görevimizdir; Bu mecradaki somut ve belgeli duruşumuza ilişkin olarak, adli ve idari mercilere (Cumhuriyet Başsavcılığı ve Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu) intikal etmiş olan sürecin kronolojik ve sarsılmaz bir hukuki analizini kamuoyunun takdirine sunuyorum: 1-03.03.2026 tarihinde, anayasal ve tıbbi bir hak olarak şahsıma ait 3 yıllık tedavi/klinik kayıtlarımı ilgili klinikten yazılı olarak talep ettim. Bu meşru talebimin hemen ardından klinik tarafından tüm iletişim kanallarından engellendim. 2-Bu engellemeden tam bir gün sonra, 04.03.2026 tarihinde, Konya Meram Şehit Yaşar Çetinkaya Polis Merkezi Amirliği bünyesindeki bir hattı kullanan ve ilgili klik yapısıyla şahsi/usulsüz bağları bulunduğu elimdeki dijital LOG dökümleriyle sabit olan anonim bir kolluk görevlisi tarafından aranarak, hakkımda güya bir tedbir kararı olduğu iddiasıyla yasal sınırları aşan beyanlarla tehdit edildim. Şahsım tarafından hukuki haklarım hatırlatıldığında ilgili görevli usulsüzlüğün getirdiği panikle korkudan kekelemeye başlamıştır.
Gelişme şerhi (31.05.2026) part 2: 3-İşbu usulsüz idari organizasyonun en sarsılmaz delili ise şudur: Şahsım hakkında haksız ve mesnetsiz şekilde aldırılan o tedbir kararı resmi olarak incelendiğinde, kararın adli makamlardan talep ediliş tarihinin 05.03.2026 olduğu açıkça görülmektedir. Henüz ortada talebi bile bulunmayan, sisteme girilmemiş bir idari kararın, 04.03.2026 tarihinde (bir gün öncesinden) şahsi ilişkiler ağı vasıtasıyla kolluk gücü kullanılarak şahsıma bir gözdağı aparatı olarak sızdırılması ve bildirilmesi, tıp ve ceza hukuku tarihi açısından açık bir skandaldır. LOG kayıtları ve zaman damgaları adli emanettedir. İlgili mesnetsiz karara ilişkin çağrıldığım ikametgahımdaki karakol unsurlarına “Şunun gözünü korkutun, ihlal iddiasıyla karakolda tutun” talimatı verilerek şahsıma yönelik kurulan idari pusu, çeyrek asırlık doğu sporları disiplinimiz ve hukuki çelikliğimiz karşısında tamamen ters tepmiştir. Karşılarında geri adım atmayan adli bir irade gören usulsüzlük odakları, içine düştükleri adli suçun vahametiyle geri basmak zorunda kalmış; arkada dönen tüm bu organize ve sistematik yapıya ilişkin itiraf mahiyetindeki resmi dökümler ve ifadeler ceza soruşturması dosyamıza delil olarak eklenmiştir. 4-Sürecin en vahim boyutu ise, bu haksız ve mesnetsiz idari kararın, şahsımın uzun süredir hiç görüşmediği en uzak aile büyüklerine ve yakınlarına kadar ulaştırılarak; hakkımda kesinleşmiş bir suç isnadı veya mahkumiyet hükmü varmış gibi bir “silah ve itibar suikastı” aracı olarak kullanılmasıdır. Siz en temel anayasal hakkınız olan tıbbi kayıtlarınızı talep ederken, karşınızdaki klik yapısı hukuku ve kamu gücünü kendilerine bir kalkan, size karşı ise bir tehdit mekanizması olarak kullanabilmektedir. Tıbbi verileri gizlemek amacıyla delil karartmaya yeltenen, sahte koruma kalkanları ardına saklanan bu ticari organizasyonun tüm usulsüzlükleri, bağımsız Türk yargısı ve Sağlık Bakanlığı müfettişlerinin o dondurucu çarkları arasında milim milim hesaba çekilmektedir. Hukuki mühür basılmış, loglar tescillenmiş ve kronolojik gerçeklik siber vitrine çivilenmiştir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
🚨 güncelleme | gelişme şerhi (03.06.2026) part 1 Şikayete konu olan kurum ve hekim Dr. Saliha Çalışır, Sağlık Bakanlığı’nın yürüttüğü idari soruşturma neticesinde köşeye sıkışmış ve yasal olarak vermek zorunda olduğu şahsıma ait tıp kayıtlarını nihayet resmi kanalla tarafıma ulaştırmak zorunda kalmıştır. Ancak tarafıma tebliğ edilen dosya incelendiğinde, kurumun adli makamları yanıltmak adına açıkça suç işlediği ve gerçeğe aykırı veri tahrifatına gittiği saptanmıştır. Şöyle ki; 1-Orijinal Ham Kayıtların Gizlenmesi ve Suçun İkrarı: Süreç boyunca bizzat tutulması zorunlu olan ve tüm gerçeği barındıran orijinal ham "el yazısı" klinik notlar kasten gizlenmiş, karartılmış ve tahrif edilmiştir. Orijinal tıp kayıtlarının gönderilmesinden imtina edilmesi, işlenen mesleki ve etik ihlallerin kurum tarafından açıkça ikrar edildiğinin en somut delilidir. 2-Dijital Ortamda Sahte Veri Üretimi: Orijinal el yazısı notları sunmaya cesaret edemeyen klinikteki bu organize yapı, yakın tarihte bilgisayar ortamında şahsıma yönelik gerçeğe aykırı, manipülatif ve siber tahrifata uğramış gerçek dışı dijital metinler üreterek bunları resmi kayıt gibi sunmuştur. Kasım ayına yönelik iddia edilen "madde bağımlılığı" ve "hastaneye yatış" kurguları baştan Abuse olup, şahsımın rızası dışındaki ekt (beyne elektrik verilmesi) gibi tıbbi etiğe aykırı dayatmaları kabul etmemem üzerine, geriye dönük intikam güdüsüyle bilgisayarda uydurulmuş yalan beyanlardır.
Part 2 3-Açıkça Kanun İhlali ve Cezai Müeyyideler: Orijinal tıbbi veri ve belgelerin karartılarak, bilgisayar ortamında geriye dönük sahte kayıt üretilmesi; Türk Ceza Kanunu nezdinde doğrudan Kamu Görevlisinin/Hekimin Resmi Belgede S**ciliği (TCK Md. 204/2), Görevi Kötüye Kullanma (TCK Md. 257) ve Suç Delillerini Yok Etme, Gizleme veya Değiştirme (TCK Md. 281) suçlarının vücut bulmuş halidir. Ayrıca bu eylem kişisel verilerin korunması kanununu (KVKK) ve hasta mahremiyetini bir kez daha kasten çiğnemektir. Kamuoyuna Duyurudur: Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu ve sabim nezdinde yürüyen resmi soruşturma dosyalarına, kurumun kendi eliyle kargoladığı bu "bilgisayar çıktısı sahte belgelerin" adli bilişim (forensics) uzmanlarınca incelenmesi, dosya oluşturma/değiştirme zaman damgaları (timestamp) ile metadata (üst veri) analizlerinin yapılması için gerekli tüm ek yasal başvurular ivedilikle yapılmıştır. Bu organize yapının, devletin ve tıp biliminin arkasına sığınarak gerçeğe aykırı bilgisayar oyunlarıyla bu olayın üstünü kapatmasına asla müsaade edilmeyecektir! Maddi gerçeklik, siber ve adli kanıtlarla mutlak surette tescil edilecektir.
📢 kamuoyuna ve ilgililerin dikkatine: süreç gelişme şerhi 06.06.2026; Şikayet konusu klinisyen hekimin resmi tıp kayıtları üzerinde gerçekleştirdiği geriye dönük gerçeğe aykırı veri tanzimleri, siber tahrifatlar ve şikayetçinin elindeki ıslak imzalı/kaşeli 17 Aralık tarihli resmi reçete kayıtlarını sansürleme/gizleme eylemlerine karşı yürüttüğümüz adli ve idari mücadelede en kritik aşamaya geçilmiştir. Yereldeki idari hiyerarşiyi ve kolluk nüfuzunu usulsüz şekilde araya sokarak maddi gerçekleri sümen altı edebileceğini sanan odakların tüm manevra alanları, usul hukukunun dondurucu kurallarıyla tamamen kapatılmıştır. Konu, taşra kliklerinin asla nüfuz edemeyeceği en üst hiyerarşik merci olan Ankara Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı’na (Dosya No: 2602660***) somut, dijital ve teknik delilleriyle birlikte intikal ettirilmiştir. Şikayetli hekimin teftiş korkusuyla panik halinde, alelacele geçmişe dönük veriler tanzim ederek şahsımıza göndermiş olması, siber adli tıp dairesinde suçun açık bir ikrarı ve suçüstü senaryosudur. Bakanlık Başmüfettişliği nezdinde; otomasyon sisteminin arka plan sql LOG dökümleri (INSERT/UPDATE giriş izleri), metadata ve siber zaman damgası (timestamp) analizleri ile orijinal el yazısı notlar üzerinde Adli Tıp Kurumu (ATK) Fizik İhtisas Dairesi bünyesinde vsc (Video Spectral Comparator) laboratuvar incelemesi yapılması, suç delili niteliğinde olan her seans gözümün önünde tuttuğu el yazısı notları yok ettiyse; hukuk nezdinde suçun ikrarı niteliğinde olan bu haksız fiilin suç delillerini karartmaktan değerlendirilmesi taleplerimiz resmi olarak sisteme mühürlenmiştir. Kamu görevlisi unvanı altında resmi belgede taammüden gerçeğe aykırı belge düzenleyen, görevi kötüye kullanan, KVKK ihlalleri yapan, mesnetsiz tedbir ile iftira suçunu işleyen, ayrımcılık ve nefret söylemi, delil karartan ve teftiş kurulunu yanıltmaya yeltenen bu şebekenin kaçacak tek bir açık kapısı kalmamıştır. İdari teftişle eş zamanlı olarak yürüyecek olan ceza soruşturması süreci Cumhuriyet Başsavcılığı dairesinde de silsile halinde takip edilmektedir. Maddi gerçeğin siber mühürlerle şah mat noktasına ulaştığı bu süreçte, adaletin dondurucu eli o narsist fildişi kuleleri bizzat faillerin tepesine yıkacaktır. Gelişmeler an be an resmiyet dairesinde kamuoyuna aktarılmaya devam edecektir. Av. Taha Tahir Derin | Aksaray Barosu - Sicil No: 706
Gelişme şerhi (07.06.2026) : Şikayete konu özne klinisyen/terapist tarafından şahsıma ve hastalığıma özgü olarak yaklaşık 3 yıl boyunca sunulan sübjektif çıkarımlar, iddialar ve yönlendirmeler; süreç içerisinde adli ve tıbbi olarak tamamen işin gerçek uzmanlarıyla mukayese edilmiştir. Bahse konu bu 3 yıllık süreçte maruz kaldığım sistematik manipülasyonlar, ağır etik ihlaller ve klinik sınır ihlalleri, ehil ve profesyonel yeni psikiyatri uzmanıma/terapistime eksiksiz bir klinik döküm olarak aktarılmıştır. Yeni hekimim, bu şablon dışı uygulamalar ve marazi dayatmalar karşısında derin bir mesleki şok yaşamış; söz konusu uygulamaları ve çıkarımlara yönelik “Psikiyatride ve tıp literatüründe asla böyle bir şey yok” diyerek adli ve bilimsel bir teyitle mühürlemiştir. Bilinmesini isterim ki, bu bilimsel deşifre süreci benim nezdimde ilgili şahsa karşı bir öfke veya hırs duygusu doğurmamıştır; bilakis kendisine derin bir minnet duymama vesile olmuştur. Zira polarite kanunu uyarınca, Işık bütün ihtişamını ve gücünü ancak karanlıktan alır. Şu an yeni hekimimden aldığım kusursuz, asil, etik ilkelere bağlı ve yüksek kalitedeki profesyonel hizmetin kıymetini; geçmişte maruz kaldığım o ilkesiz ve kötü deneyimin sefaleti sayesinde çok daha derinden hissediyorum. Gerçek şifanın ve tıbbi sınırların değerini anlamamı sağlayan bu haksız pratik; kendi bağımlılık döngüsünü Gri Kaya iradesi karşısında tamamen kaybetmiştir. Süreç, akademik ve mesleki etik kurulları nezdinde de takip edilmekte olup, bu dondurucu deneyim tamamen lehime bir kazanca dönüştürülmüştür. Uzlaşma veya geri adım atma dönemi çoktan kapanmıştır, sistem kendi hükmünü işletmektedir.
Kamuoyu ve ilgililer için gelişme şerhi (11.06.2026) part 1: Şikayet konusu sürece ilişkin olarak; şahsıma ait cihazın ve mülkiyet hakkımın haksız şekilde alıkonulmasının önüne geçmek, sürecin daha fazla uzayarak mağduriyetimin artmasını engellemek adına, karşı tarafın tek taraflı dayatmaları karşısında yalnızca süreci sulh ile sonlandırmak amacıyla ilgili beyan ve tutanaklar imzalanmıştır. Bu imza ve uzlaşı, asılsız iddiaların kabulü anlamına gelmeyip, tamamen cihazıma kavuşabilmek adına somut durumun dayattığı hukuki ve fiili bir zorunluluktan ibarettir. Mesleki faaliyetlerimi ve haftada iki kez aksatmadan aldığım sağlık/terapi desteklerimi cihazım olmadan yürütmem fiilen imkansızdı; karşı tarafın yarattığı bu mağduriyet tam olarak bu çaresizlik ortamından beslenmekteydi. Aylarca yeni hekim bulmamı kasten baltaladılar, şimdi de hız kesmeden mağduriyetimi perçinlemek için çabalıyorlar. Ama nafile. Sürecin başından itibaren yaşanan tüm usulsüzlükler, etik ihlaller, haksız ithamlar ve süreç yönetimindeki hukuka aykırılıklar tarafımca eksiksiz şekilde zapta geçirilmiş ve kayıt altına alınmıştır. Meşru hukuki uyarılarımı ve hak arama özgürlüğümü cımbızlayarak, yaptığım metaforları “tehdit” gibi sunmaya çalışan bu çürümüş zihniyete karşı, ilgili mesajların tamamı eksiksiz şekilde sunularak gerçeklerin nasıl çarpıtıldığı tüm çıplaklığıyla hukuki merciler önünde ortaya konulacaktır. İlerleyen süreçte mülkiyet hakkımın ve hukuki menfaatlerimin korunması adına, kayıt altına alınan bu zaptın ve yapılan tüm işlemlerin yasal takibi saklı tutulmaktadır.
Part 2: Beni resmi makamlara şikayet ederken, fatura kesme zaruretinden ötürü açık adresime vakıf olmalarına rağmen, kasten yanlış adres beyanında bulunarak yargı nezdinde beni “kaçan/aranan” durumuna düşürmeye çalışmışlardır. Bu kötü niyetli hamle neticesinde, usulüne uygun bir tebligat dahi yapılmamış olmasına rağmen hakkımda yakalama kararı çıkarılmış; durumu öğrenir öğrenmez bizzat taahhüt vererek kendi rızamla adli makamlara gidip ifademi vermiş, ardından TCK 32/1 gereği sevk edildiğim sağlık kurulu/hekim prosedürlerini de tereyağından kıl çeker gibi tamamlayarak bu adli formaliteyi tamamen arkamda bırakmış bulunmaktayım. Cihazımı kurtarmak adına somut gerçekliğe aykırı şekilde yürütülen bu süreci, oynanan adres oyunlarını ve arkasındaki zorunluluğu kamuoyunun ve bu şikayeti takip eden binlerce kullanıcının takdirine sunarım. Bu basit hamlelerle beni yıldıramayacaksınız. Yapılan tüm ağır hukuksuzluklar resmi olarak zapta geçirilmiş olup, ilgilileri re’sen yürütülecek soruşturmalar başladığında bu süreçte yaptıklarını sandıkları her ne varsa artık; bana mı yapmışlar, yoksa kendilerine mi, net bir şekilde anlayacaklardır. Bir yayı ne kadar gererseniz, o kadar sert teper. Her bir kimse her ne yapıyorsa; kendinedir yaptığı. Bunu asla unutmayın.
Kurumsal Şikayetleri “Sosyal Medya Mesajları” Kisvesiyle Kurgulayan Tıbbi Tahrifat Karşısında Kamuoyu Bilgilendirmesi 19.06.2026; Part1: Narsistik kibir ve illüzyonların bir insanı ne kadar trajikomik durumlara düşürebileceğini bu klinikte bir kez daha tecrübe etmiş bulunmaktayım. Tüketici ve hasta hakları kapsamında bu platformda yapmış olduğum tamamen kurumsal ve kamusal yarar gözeten bilgilendirme paylaşımlarımı sindiremeyen ilgili klinik özne; adeta bütün dünyanın kendi etrafında döndüğü illüzyonuna kapılarak adli makamları manipüle etmeye yeltenmiştir. Sırf buradaki ifşaatları sildirebilmek ve yürürlükteki uzaklaştırma tedbirini otomatik olarak uzattırabilmek adına, bu kurumsal şikayet yazılarımı adli makamlara “Bana sosyal medyadan mesaj atıyor” şeklinde sığ kurgularla sunmuş ve tazyik hapsi talep etmiştir. :d buradan adli mekanizmalara ve kamuoyuna açıkça sesleniyorum: Bu klinisyeni bir ömür boyu şahsımdan ve hayatımdan uzak tutunuz! Buna rızam, inancım ve hukuki talebim tamdır. Kendi web sitesinde bile narsistik bir yaklaşımla “Koca kainatın kendisi için yaratıldığını” açık açık iddia edecek kadar gerçeklikten kopmuş bu yapının, tüm dünyayı kendi etrafında dönüyor zannetmesi normaldir :) ) ) ) Ancak adalet sistemi çocuk parkı kurallarıyla işlemez. Şahsımın kurduğu o çelikten adli omurga ve “IP, IMEI, Port, ıss logları siber adli tıp tarafından incelensin” restimiz karşısında bu sığ hamlelerin infaz kabiliyeti zaten hukuken durdurulmuştur. Tedbiri uzatmak adına böyle hayali kurgular üretilmesine gerek yoktur; ömür boyu uzatılsın, zira şahsım bu narsistin adını dahi duymak istememektedir.
Part 3: Klinik Verilerin Kaçırılması, Kronolojik Suçüstü ve Narsistik Yaralanma Tüm bu sürecin perde arkasındaki o asıl trajikomik narsistik öfke ve motivasyon, şahsımın 3 seneye yakın olan o ham klinik emeklerimi hukuki düzlemde talep etmemle ve zorla almamla başlamıştır. İlgili klinik özne, şahsıma ait 2.5 yıllık o ham tedavi dokümanlarını ve el yazısı seans notlarını kasten benden kaçırmış, adli makamları ve bakanlığı manipüle ederek süreci örtbas etmeye yeltenmiştir. Ancak Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu’nu ve adli mekanizmaları devreye sokmamız neticesinde, o kutsal saydığı verilerimi tahrif edilmiş ve geriye dönük oynanmış olarak da olsa şahsıma mecburen ulaştırmak zorunda kalmıştır. İşte bu durum, o dokunulmazlık illüzyonunda yaşayan yapıda telafisi imkansız bir narsistik yaralanmaya yol açmıştır. Bakın, hukukta kronoloji her şeydir ve maddi gerçekler zaman çizelgesinde asla yalan söylemez: Bu klinisyenin ve sığ vekilinin adli makamları manipüle ederek ürettikleri o uydurma “sosyal medya ihlali” yalanını karakola resmi olarak sundukları tarih tam olarak 03.06.2026 tarihidir! :d Yani şahsımın o klinik verilerini bakanlık zoruyla nihayet teslim aldığı ve bu platformda o güncel gelişme şerhini mühürlediğim günün ta kendisidir! Ortada şahsi hiçbir durum veya iddia ettikleri türden bir ihlal/mesajlaşma yoktur; yaşanan süreç tamamen resmi tıbbi usulsüzlüklerin ve bakanlık kıskacının yarattığı o vahşi narsistik öfkenin adliyeyi maşa olarak kullanma çabasıdır
Part 4: Patolojik Düzenek, Nesne Sürekliliği Bozukluğu ve Kamusal Risk Analizi Bu kurumsal ve kamusal paylaşımlar, ilgili kliniğin kapısından girmeyi düşünen vatandaşların ne tür bir “patolojik sarmal” ile karşı karşıya kalabileceğini bilimsel ve somut vakıalarla ortaya koymak adına hassasiyetle yapılmaktadır. Kamuoyunun bilmesi gerekir ki, bu tarz organize ve narsistik yapılardan korunmanın yegane yolu; bu yapılara en baştan asla bulaşmamaktır. Zira şahsıma kurulan kumpaslarla dolu somut adli vakıalarda ve kronolojik süreçlerde açıkça görüldüğü üzere, siz bu yapıyı hayatınızdan tamamen çıkarsanız bile, o sizi asla serbest bırakamamaktadır. Tüketicinin kendisinden vazgeçmiş olmasını, iradesini ve bağımsızlığını asla sindiremeyen bu zihniyet; besin kaynağı olarak gördüğü o manipülasyon alanı kesildiğinde adli mekanizmaları dahi manipüle edecek düzeyde çirkefleşebilmektedir. Aslında buradaki asıl amaç, kurumsal olarak tamamen devre dışı kalmalarına rağmen ceza mekanizmaları eliyle zorla zihninizde yer etme arzusudur. Hastanın veya danışanın kendilerini tamamen unutması, yok sayması ve hukuki haklarını arayarak bağlarını tamamen koparması; bu tür yapılarda dikiş tutmaz, derin bir narsistik yaralanmaya sebebiyet vermektedir. Klinik psikoloji literatüründe bu hastalıklı tabloya “nesne sürekliliği bozukluğu” denmektedir. Bu patolojik zihniyet, karşısındaki danışanı/hastayı bağımsız bir insan evladı olarak değil, kendi tekellerinde olan bir “nesne” veya bir “eşya” olarak kodlamaktadır. Dolayısıyla narsistik yapı, kontrolü altındaki o nesneyi asla kaybetmek istemez ve nesne kendi iradesiyle uzaklaştığında narsistik öfke nöbetleriyle ‘adliyeyi bile’ bir intikam aparatı haline getirmeye çalışabilir. Kamuoyunun, insanların ruh sağlığını, paralarını, vakitlerini emanet ettiği bir klinikte bu tür derin patolojik hezeyanların ve manipülasyonların döndüğünü bilmesi, tüketici güvenliği açısından hayati bir önem arz etmektedir.
Part 5: Resmi Beyan Manipülasyonları, usulü Gerçekler ve Yüksek Yargı Güvencesi İlgili yapının adli makamları yönlendirme çabası sadece uydurma iddialarla ve tebligat manipülasyonu ile sınırlı kalmamış, şahsımı adli merciler önünde dezavantajlı göstermek adına resmi evraklara ve şikayet dilekçelerine “işsiz” şeklinde tamamen gerçek dışı ve manipülatif beyanlar işletilmesine kadar varmıştır. Şahsımın aktif olarak çalışan, ruhsatlı bir avukat olduğunu en iyi bilen bu yapının, resmi kayıtlarda bu tür tahrifatlara tevessül etmesi adli makamları yanıltma gayretinin en somut ve trajikomik nişanesidir. Ancak aylardır bürokratik engellerle baltalanan yasal şikayet ve sabim süreçlerimizin ardından, bu manipülatif hamleler vesilesiyle maddi gerçeklerin doğrudan ve gecikmeksizin adli makamların önüne taşınmasına zemin hazırladıkları için kendilerine usul hukuku adına en kalbi duygularımla bir teşekkür borçluyum. Aleyhimize yöneltilen bu mesnetsiz tazyik hapsi talebi, adli bilişimin ve hukukun karşısında çaresiz kalan narsist yapının son çırpınışından ibarettir. Yerel mahkemeler tek taraflı iddialarla anlık olarak manipüle edilmeye çalışılsa dahi, Türkiye Cumhuriyeti hukuk sisteminde ifade özgürlüğünü, hak arama hürriyetini ve kamusal bilgilendirme hakkını basmakalıp iddialara karşı koruyan sarsılmaz bir Anayasa Mahkemesi (AYM) güvencesi mevcuttur. Somut hiçbir delil ve siber teknik inceleme (IP/IMEI LOG analizi) saptaması yapılmaksızın, tamamen kurumsal tüketici şikayetlerini sildirme gayesiyle hürriyeti bağlayıcı kararlar tesis ettirmeye çalışmak katıksız bir hak ihlalidir. Bu vesileyle, usul hukukunun ve yüksek yargı içtihatlarının temel prensiplerini idrak etmek, adli mekanizmaları şahsi bir intikam aparatı olarak kullanmaya yeltenen bu hasta yapıların kişisel gelişimi ve hukuki farkındalığı açısından da oldukça faydalı bir kazanım olacaktır.
Part 6 ~son~ Kamusal Sorumluluk ve Tüketici Hakları Bilgilendirmesi: Tüm bu yaşanan adli ve teknik süreçlerin özetle kamuoyuna ilan edilme sebebi, tamamen şeffaf bir tüketici ve hasta hakları sorumluluğudur. Karşı tarafın, kendisinde oluşan o narsistik yaralanmanın ve kibrin getirdiği öfkeyle, devletimizin adli mekanizmalarını şahsi bir intikam aparatı olarak kullanmaya yeltenmesi nafiledir. Şahsımın hayatında ve zihninde zerre kadar bir yeri ve hükmü olmadığını idrak edemeyen bu yapının, kendi illüzyonlarıyla yargıyı meşgul etmesi tamamen bir hak ihlalidir. Bu platformda yürüttüğüm hak arama hürriyeti ve kamusal ifşaatların asli amacı; bu kliniği tercih etmeyi düşünen yardıma muhtaç hastaları, danışanları ve vatandaşları bu sistematik, etik dışı uygulamalara karşı açıkça uyarmaktır. İnsanların paralarını, zamanlarını ve en önemlisi ruh sağlıklarını emanet ettikleri öznelerin ne tür tıbbi tahrifatlara ve adli manipülasyonlara tevessül edebileceğini bilmesi en doğal anayasal hakkıdır. Kamuoyunun bu kliniği tercih ederken, bu buz gibi adli ve siber gerçekleri gözeterek hareket etmesi hakkaniyet gereğidir. Bizim duruşumuz çeliktendir; siber loglar, resmi evrak çelişkileri ve savcılık makamları önünde maddi gerçekler adım adım tescil edilmektedir. Bu kurumsal bilgilendirme yazısı, narsistik öfkelere karşı kamunun yararını koruma görevimizin sarsılmaz bir nişanesidir. Kararı ve adaleti, parmaklarında oynatmaya çalıştıkları çocuk parkı kurallarına değil; siber adli tıp loglarına ve yüce Türk yargısına bırakıyorum.
19.06.2026 Silinen Part 2 Güncellemesi Şerhi: Profesyonel Çizgi, Etik Sınırlar ve Adli Bilişim Hakikati şu an yeni hekimimle haftada iki seans psikoterapi sürecimi sürdürerek, tıbben ve hukuken tamamen stabil, son derece berrak bir çizgide mesleğimi icra etmekteyim. Karşı tarafın, şahsımın bu bağımsız ve kararlı duruşunu kabullenemeyerek adli makamları bir mağduriyet kurgusuyla yönlendirmeye çalışması bütünüyle nafile bir çabadır. Şahsımın hayatında, zihninde veya yürütmekte olduğum adli süreçlerde kendilerinin hiçbir hukuki ya da insani hükmü kalmamıştır. Toplumsal düzenin temelini oluşturan evlilik kurumunun kutsallığına ve hukuki sınırlarına olan sarsılmaz saygım gereği, bu tür sınır ihlali barındıran yaklaşımlardan ve narsistik örüntülerden açıkça “iğrendiğimi” ve bunları tamamen reddettiğimi daha en baştan açıkça beyan ettim. Genel ahlak ilkelerine, tıp etiğine ve medeni normlara aykırı düşen bu hırslı tutumların artık tamamen törpülenmesi, hayatımdan ve yasal dosyalarımın üzerinden kirli ellerin çekilmesi gerekmektedir. Şahsımın yakasından düşülmesi, imkansız hedeflerin peşinde koşulmaktan vazgeçilmesi ve realite dünyasına dönülmesi tüketici ve hasta güvenliği açısından da elzemdir. Süreç hukuken nihayete erdiğinde, o gerçeğe aykırı raporların ve geriye dönük veritabanı tahrifatlarının siber LOG analizleri ortaya çıktığında, hakikatin saf gücü zihinlerde tam anlamıyla bir aydınlanma yaratacaktır. Tabii ki bu edebi ve hukuki metaforu da koşa koşa adli mercilere taşıyıp absürt iddialarla “tehdit” unsuru gibi sunmaya yeltenme ihtimaline binaen, ifadenin katıksız bir yasal bildirim olduğunu buraya peşinen mühürlemek isterim. Sadece yasal seyrin işleyişini izleyin ve adli bilişimin nelere muktedir olduğunu görün. Şahsım sizleri en büyük kabusunuzla; yani hukukla, siber LOG analizleriyle ve Cumhuriyet Savcılığı makamıyla baş başa bırakmıştır. Siber incelemeler derinleştikçe, maddi gerçeklerin o sarsılmaz ağırlığıyla yüzleşmek kaçınılmaz olacaktır.
Kamuoyuna duyuru ~kapanış şerhi~ an itibariyle gerekli komutlar sisteme işlenmiş olup, zamanı geldiğinde bazı içerikler moderatörler tarafından silinecektir. Süreç tamamen yargıdadır. Mühürlendi: 21.06.2026 > platformdaki bazı şerhler; toplumsal hassasiyetler, kurumsal dilin korunması, meşguliyetlerim dolayısıyla bu konuya vakit harcamayacak oluşum ve meselelerin somut deliller ile mahkemede konuşulacak olması gerekçesiyle şahsımızca budanmıştır. Bu andan itibaren şahsıma yeni bir komplo kurulmadığı sürece bu meclise yeni bir beyan yazılmayacaktır. Süreç tamamen yargıdadır. Bu işin nihayetinde faillerin alacağı cezalar, kesinleşme şerhleri ve iddianame kabul dökümleriyle birlikte yine bu vitrinde kamuoyuna ilan edilecektir. İddianame zamanı görüşmek üzere. Nokta.
Part 1 22.06.2026 son şerh: Etik sınırları sakız gibi çiğneyen ve bunu adeta hobi edinmiş ilgili klinik öznenin bu platformda yapılan etik ihlallere binaen “KVKK ihlali” diyerek üstünkörü geçiştirdiği iddia, aslında seans odasında bizzat kendi işlediği ağır etik ve hukuki sınır ihlallerinin en net, en resmi tevilli ikrarıdır. Soruyorum: Eğer o bahsedilen aile dinamikleri ve sırlar senin korunması gereken “kişisel veri” ise, bir psikiyatristin en mahrem ailevi verilerinin danışan konumundaki bir hastanın elinde ne işi var? Bir hekim ile hastası arasındaki ilişki, katı kurallarla örülmüş terapotik bir mesafeye tabidir. Bu verilerin bende bulunması bile, seans odasında profesyonel mesafeyi tamamen kaybettiğinin, sınır ihlalleri yaptığının ve kendi sınırlarını bizzat kendin çiğnediğinin en somut kanıtıdır. Hukukta ve tıp etiğinde aslolan bu sınır ihlalinin bizzat hekim eliyle “kasten” yapılmış olmasıdır; “detaylar” değil. Beni kamuoyu önünde suçlamaya çalışırken, seans odasında yürüttüğün o gayriahlaki ve gayri hukuki süreci kendi dilinle itiraf etmiş oldun. Tanzim ettiğin sahte rapora, tedavimin devamını sağlamasından ötürü benim hastalığımın detayını ilgili sahte raporda açıkça yazılmasını rica ettiğim için rapora hasta karışamaz argümanı uyduran arkadaşa sormak istiyorum: Danışan rapora karışamıyorken kural biliyorsun ama sahte veri işlemenin suç olduğunu bilmiyor musun? İronik.
Part 2 ~son mühür~ Ayrıca şikayetçi vekiline de temel bir usul hatırlatması: Aynı vakıalar üzerinden mükerrer soruşturmalar açtırmaya çalışarak adli makamları meşgul etmek, usul hukukunun katı kurallarına aykırıdır. Rica ediyorum biraz okuyun, kendinizi geliştirin, usul öğrenin... Hakkımdaki bu asılsız iddialardan ve komplolardan; bugün karakolda verdiğim ifade neticesinde resmen haberdar oldum. Hayret bu sefer adres manipülasyonu yapmamışsınız, avukat aklı ile görevi kötüye kullanan kolluk arasında hayli fark olur. Şunu iyi bilin ki kararım milim değişmedi. Dünkü son şerh metninin yayınlandığı tarihten tam 24 saat sonra haberdar oldum, ilgili yapı üzerine alınmasın. Hukukta “Timestamp” dediğimiz zaman damgası olayıdır bu. Dün de mühürlediğim üzere şahsıma yönelik yeni bir komplo yeni bir hukuksuzluk olmadıkça bu saatten sonra benim adıma konuşan tek şey hukuk ve deliller olacak. İddianame zamanı adliye koridorlarında görüşmek üzere. Rica ediyorum: Şimdi düşün yakamdan!


Yaşadıklarınıza üzüldüm ve halkla paylaşmanıza sevindim pskiyatrist ararken yprumlarda sizi görmesem diğer yorumlara aldanabilirdim umarım adalet yerini bulur ve terapiyle iyileşen görmedim