Diyanet Rehbersiz Umre Deneyimi Ve Hijyen Sorunları
4–12 Temmuz 2026 tarihleri arasında Diyanet umre organizasyonu ile Hibattullah Otel’de kaldık. Eşim, oğlum ve ben, ilk umremiz olduğu için özellikle Diyanet’i tercih ettik; amacımız hem ibadetlerimizi doğru şekilde yapmak hem de ilim ve rehberlik eşliğinde manevi olarak dolu dolu bir umre yaşamaktı. Ancak yaşadığımız tecrübe beklentimizin çok uzağında kaldı.
Otele geldiğimiz gece umre yapılacağı söylendi fakat bize eşlik etmesi gereken hocanın, tekerlekli sandalyedeki yaşlı bir amcayla ilgilenmek üzere görevlendirildiğini duyduk ve ortada bizi yönlendirecek kimse kalmadı. Adeta sudan çıkmış balık gibi, “hadi gidin umre yapın” denilerek otelin yakınlarında kendi halimize bırakıldık. İlk defa gittiğimiz Kabe’ye, hocasız ve rehbersiz bir şekilde herkes kendi başına gitmek zorunda kaldı, tavafı, sa’yi ve tavaf namazını etraftan duyduğu kadarıyla yapmaya çalıştı. Ben aylardır Youtube.com videoları izlediğim için oradan aklımda kalanlarla bir şeyler yapmaya gayret ettik ama sa’yi 5 mi yaptık 8 mi, onu bile net bilemeden “Allah kabul etsin” diyerek içimiz buruk kaldı. Rehber olmadığı için Kabe çevresindeki kalabalıkta eşimle birbirimizi kaybettik ve ben otele tek başıma, eşimin nerede olduğunu bilemeden dönmek zorunda kaldım; bu süreçte hem manevi olarak hem de insani olarak kendimizi tamamen sahipsiz hissettik.
Tavaf sırasında Endonezyalı hacıların birbirine kenetlenerek, toplu halde dua etmesine, düzenlerine hayran kaldık. Yine Hisar Turizm gibi Türk şirketlerin organizasyonuna da orada şahit olduk; herkese kulaklık dağıtmışlar, tavafta hocalarının duasına iştirak ediyorlardı. Yılların Diyanet’i ise bırakın kulaklığı, bize rehberlik edecek bir hoca bile vermedi. Manevi açıdan en kritik anlarda tamamen başıboş bırakıldığımızı hissettik.
Diğer yandan konakladığımız otelde de ciddi hijyen problemleriyle karşılaştık. Melamin tabaklar ve kaseler sanki sadece suya tutulup getiriliyormuş gibi yemek artığı lekeleriyle önümüze konuyordu, görüntü olarak mide bulandırıcıydı. Çatal ve kaşıklar da yeterince temiz değildi. Kabe’de saatlerce vakit geçirecek, yoğun ibadet programı olan umrecilere verilen yemeklerin kalitesinin bu kadar düşük olması, özellikle kuru fasulyeye adeta “dayanılması” gerektiği bir menü anlayışı bana hiç yakışmadı.
Memleketin her alanında liyakat sorunları konuşulurken, Diyanet umre organizasyonunda da benzer bir tabloyla karşılaşmış olmak ne yazık ki beni şaşırtmadı ama derinden hayal kırıklığına uğrattı. Bu yaşananlardan sonra “kötü komşu ev sahibi yapar” sözündeki gibi, en azından bireysel olarak umre yapabilecek duruma geldiğimizi düşünüyorum.
Bu şikayetle Diyanet’ten herhangi bir cevap ya da çözüm beklentim olmadığını özellikle belirtmek isterim. Yaşadıklarımı yazmamın tek sebebi, umreye gitmeyi düşünenlerin seçim yaparken bunları da göz önünde bulundurması ve Diyanet umre organizasyonunu tercih ederken iki kez düşünmeleridir.













