Yoğun Bakımda İhmalkarlık Ve İletişim Sorunları Nedeniyle Yaşanan Mağduriyet
Böyle bir cehenneme kimsenin yolunun düşmesini istemem. Burası hastane değil, adeta bir tımarhane. Babamın bacağında damar tıkanıklığı vardı ve öncesinde şehir hastanesinde tedavi alıyordu. Oradaki doktor, geç bir güne randevu verdiği için acil anjiyo yapacak bir hastane aradık. Nereden bulaştık bu kötü yere, bilmiyorum. Hastaneye gittik, babamın bilinci açık olmasına rağmen yoğun bakım ünitesinde tuttular. Yanında hemşireler yemek yemiş, çay içmiş, kahve içmiş, üstüne bir de sigara içmişler. Yoğun bakım ünitesinde sigara içilmesini düşünebiliyor musunuz? Tabii ki sonucunda ne oldu? Babamın kanına enfeksiyon bulaştı. Bir buçuk ay şehir hastanesinde tedavi aldı. Orada tekrar anjiyo olabilmek için bir buçuk ay enfeksiyonun geçmesini bekledi. Kanına enfeksiyon bulaştı, 'İlaçla geçer ya' diyen doktoru kovun. İlaçla geçti, aynen antibiyotik vermişler, bir kutu ile geçti. Bakın, bir buçuk ay yattı sizin yüzünüzden. Bilinci açık adamın elinden telefonunu aldılar, haber alamadık. 'Arayın, öyle haber alırsınız' dediler. Arıyoruz, laubali cevaplar veriyorlar, telefonu suratımıza kapatıyorlar. Yanına gidiyoruz, görüştürme yok. Babam nasıl diyorum, yoğun bakım kapısına gelip 'Kötü bir şey olursa haberiniz olur' diyorlar. O kişiye söylüyorum; bunu yaşamadan ölme, buraya inşallah kimsenin yolu düşmez. Babamı mahvettiniz, yaşattığınızı yaşayın, yaşamadan ölmeyin.






