Türkiye’de uzun yıllardır, özellikle 1980 sonrası dönemde toplum üzerinde yürütülen bazı bilinç ve duygu yönlendirmelerinden ciddi rahatsızlık duyuyorum. Dernekler, vakıflar ve televizyon kanalları da dahil olmak üzere, farklı yapılardan oluşan bir bütün olarak halkın duygu ve his dünyasını olumsuz etkileyen bir işlev gördüklerini düşünüyorum.
İnsanların adeta bir “obje” gibi ele alındığını, beden ve ruh bütünlüğünün dikkate alınmadan, hislerinin ve duygularının sürekli oynandığını, doldurulup boşaltıldığını hissediyorum. Bu durumun toplumda büyük bir enkaz bıraktığına, birçok insanın iç dünyasını tahrip ettiğine inanıyorum. Bedenlerin ve zihinlerin bu kadar rahatça müdahale edilebilir görülmesi, insanların değerini ve onurunu zedelemektedir.
Özellikle medyanın ve televizyonların bu süreçte başrol oynadığını, yayınların içerik ve kurgularıyla toplum mühendisliğine hizmet eden bir yapıya dönüştüğünü düşünüyorum. Bu yayınların halkın huzur, güven ve ruh sağlığı üzerinde olumsuz etkiler doğurduğunu ve insanların sorunlar içinde yaşamalarına zemin hazırladığını değerlendiriyorum.
Yetkili mercilerin ve ilgili kurumların, toplumun beden ve ruh bütünlüğünü esas alan, insanı obje değil özne kabul eden, daha koruyucu ve denetleyici bir yaklaşım geliştirmesini; medya ve çeşitli oluşumların da insanların duygu ve düşünce dünyasına zarar vermeyecek şekilde sorumlulukla hareket etmelerini bekliyorum.
Yorumlar